 |
blocks
blocks
|
| Pazartesi | 3669 |
| Salı | 5511 |
| Çarşamba | 3934 |
| Perşembe | 7025 |
| Cuma | 4255 |
| Cumartesi | 4638 |
| Pazar | 3401 |
| Toplam: | 1486945 |
| En Çok: | 9733 |
|
|
|
blocks
blocks
|
| A.Nusret DOĞANAbuzer HAKLIAli ŞAHİNAyşe ZERENCemile YURTCANCosta ZARİFİSDoğan ÇAKIREmine YAZGANFikret SARALGüler KARATAŞGülsen ERENOĞLUHandan ZORLUİnci ARIKANKadir GENÇKadriye ÖZENKemal YENERMelih SEÇKİN Melike GÜNERMelike KARACANMualla AKGÜLMuhlise ŞENAYMurat YILMAZMustafa OZANSOYMüge KAPTANOĞLUMümtaz SALİHOĞLUNasrullah DOĞANNeslihan ŞENERNesrin TÜRKCANNevra KURTOĞLUNilgün KIROĞLUNuran YENERNurten SARALNurten SERTOĞLUOktay ÇAĞLAROsman KARAHANOĞLUOya KARACAPerran KUTLUSalih KARACANSencer KUTLUSerap GÜNEYŞule PEKCANÜlker EREN |
|
|
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
|
 |
 |
|  |
 |
ULUS OLARAK KULAK VERELİM ARTIK !..
|
|
|  |
 |
|  |
 |
|  |
 |
HABERLER ve SON MANŞETLER
|  |
 |
|  |
 |
|  |
 |
MANŞET YAZILAR Okumak istediğiniz yazının başlık satırını fare sol butonu ile tıklayınız ... |  |
 |
|  |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Gerçekleri Görebilmek !.. - A. Selçuk ACUNSAL |
 |
|
Sevgili okurlar,
Gerçekleri görebilmek,
Gerçekler karşısında olayları incelemek !..
Elazığ ilimizde meydana gelen " deprem " ve depremzedelere uzanan eller.
Şimdi sormak gerek her fırsatta " darbe " ve " darbeci " plağı çalanlara !..
Deprem zedelere uzanan eller kimin elleri ?..
Kızılay ve Türk Silâhlı Kuvvetleri !..
Peki nerede o " Deniz Feneri " bilen gören var mı ?..
İşte o her fırsatta " karalanan " Türk Silâhlı Kuvvetleri,
Bağrından çıktığı Türk Ulusuna yardıma koşanların başında ...
Öyle uzatılan mikrofonlara ve kameralara " laf ola beri gele beyanatlar " ile yardım olur mu ?..
" Olur olur bal gibi olur !.. "
Burası Türkiye ...
Hızla " Ilımlı İslâm Devleti " olmağa koşan Türkiye !..
Diğer yandan, yöre halkının hiç mi suçu yok ?..
Var elbet var !..
Nedir derseniz yıllardan beri oynanan,
Ve " dinsimsarları " ile " Allah adına kandıranlar " ın sahnelediği oyunu izlemiş olmaları ...
(Devamı... | 3969 byte kaldı | 4 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.1) Gönderen: editor Tarih: 10.03.2010 Saat: 02:27 (508 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Ankara'nın Taşına Bak !.. - Costa ZARİFİS |
 |
|
Sevgili Atatürk,
Şu anda gözlerim dolu dolu ...
Bilgisayarımın donantılarından yararlanarak,
 Bir müzik parçası dinliyorum ...
" .................
Ankara'nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak,
Uyan uyan Gazi Kemal
Şu feleğin işine bak !
................ "
Sen ki;
Yedi düvele kafa tutmuş,
Yeri geldiğinde son yüz yılın en büyük " en büyük komutanı "
Yeri geldiğinde çağlarıdan beri gelmiş geçmiş en büyük " devrimci "
Yeri, geldiğinde dünya uluslarının kendilerini talihsiz gördükleri ve karşında eğildikleri " devlet adamı "
Dünya'da ilk ulus devlet çimentosunu ...
" Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran halka Türk Milleti " deyişinde yüreklere yaktığın bağımsızlık ataşi ile taht kuran sevgili Mustafa Kemal Atatürk ... Senin bizlere emanet ettiğin bu güzel yurda sahip çıkamadık. Yine sömürge meraklılarının tuzağına düştük...
Yine 19 Mayıs 1919 tarihine geri döndük.
Bu kez sende yoksun.
(Devamı... | 6362 byte kaldı | 3 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.4) Gönderen: editor Tarih: 10.03.2010 Saat: 00:23 (621 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
ALINTILAR: Ben Artık Bir AKP'liyim !.. - Burak CANLI ( Mersin İlinden ) |
 |
|
Elleri kınalı olmayan anacığım beni çağırmış.
Gittim bana “oğlum yapma etme. Yazma artık. Yeter. Bırak ne halleri varsa görsünler. Olmadı Sen DP’li olan AKP’li ol.” Dedi.
Oysa ben hiçbir zaman DP’li de olabilmeyi başaramadım.
Ben hiçbir şey olamadım.
Hani demişler ya “Sana vezir olamazsın demedim. Adam olamazsın dedim” diye.
Galiba böyle bir şey !
Ben yolumu çizdim diyordum.
Yolum molum yok benim.
Temelim insan.
Ama insana rağbet yok.
Babam diyor ki “boş ver. Bu devran böyle gelmiş böyle gider. Sen değiştiremesin. Aklın yolu birdir. AKP’li ol.” Diye.
Sevgili anacım ve babacım ben artık AKP’liyim. Evrakta DP’li olan ama söylem de AKP’li olan ve bu Ülkeden bir an evvel sıvışmanın yollarını arayan bir AKP’li. Gitmeliyim buralardan. Buraları bana göre değil. Ama gitmeden AKP’yi kurtarma girişimlerinde bulunmalıyım. Kurtarmalıyım AKP’yi. Yönetim kötü. Gidişat kötü.
(Devamı... | 6304 byte kaldı | 1 yorum | ALINTILAR | Puan: 26.1) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 22:36 (650 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Yönledirilmiş Bir E Posta !.. - Osman KARAHANOĞLU |
 |
|
Sevgili okurlar,
Dün satır arasında adım geçen ve gizliden gizliye beni eleştiren,
Bir elektronik posta aldım.
 Elektronik posta sahibini hiç bir zaman muhatap almadım.
Bu günden sonrada almayacağım.
Ancak, " sanal " ve " takma ad " sözcüklerine takıldım.
Ben sanal falan değilim.
Takma ad ise hiç kullanmadım.
Sanıyorum ki, bu hazretin gönderdiği " ruh bunalımlarını " ve " takıntılarını " içeren saçma iletilerine yanıt vermediğim bu kanıya kapılmış. Aslında bu kişiyi muhatap almadım, almam ! Çünkü muhatap alınacak kişi, karşısındakinin " fikir ve görüşleri " karşısında saygı duymasını bilecektir. Bu türler, hep kendi savlarına takılıp, doğruları kendi savlarında ararlar. Aslında dışarıdan bakıldıklarında " zavallı " ve " acz " içerisindelerdir. Aslında gösterdikleri inat yüzünden hep dışlanırlar.
Dışlanmaları onları daha saldırgan yapar.
Bu kişiler, gönüllerinde yatan hedeflerine asla ve asala ulaşamamış kişilerdir.
Sürekli kompleks yaşadıklarından çevrelerinden hep " pof poflanmak " beklerler.
Aslına bakarsanız hazretlerin suçları yoktur.
Suçlu onlara paye veren yanlış teşhis sahipleridir.
(Devamı... | 3477 byte kaldı | 3 yorum | SEÇİLEN | Puan: 26.2) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 22:26 (650 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
|
 |
|
Çaresiz kalmak !
Hataları göremeyip,
Sürekli " odunumun parası " plağını çalmak !..
Zavalılıktır !..
Çan kulelerinden etrafı temâşa edenler,
Size sesleniyorum size !..
Bırakın bu inadı,
Kafalarınızı kaldırın etrafa bir bakın...
Sonra tekrar bir düşünün acaba yanlış sizde mi ?
(Devamı... | 2697 byte kaldı | 5 yorum | DELİ BALTA | Puan: 27.1) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 21:57 (690 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: İflâs !.. - Mehmet Bedri GÜLTEKİN |
 |
|
Amerikan Temsilciler Meclisi Alt Komisyonu,
Her sene gündeme getirip çeşitli tavizler karşılığı geri çektiği Ermeni Soykırımı tasarısını,
Bu sefer AKP iktidarının sızlanmalarına aldırış etmeden kabul etti.
Hiç kimsenin şüphesi olmasın !
Bu sefer de, kabul edilen Tasarı’nın, Temsilciler Meclisi’ne getirilmesinin zamanlaması ve Temsilciler Meclisi’ndeki oylama, AKP’nin önüne yeni bir pazarlık konusu olarak getirilecektir. Ama önemli olan bu değildir. Önemli olan, “ Ermeni açılımı” adı altında Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasını ve bütün diplomatik temayüllerini ayaklar altına alarak  yürütülen çalışmaların fiyaskoyla sonuçlandığı gerçeğidir.
“SIFIR SORUN” KİMİNLE ?
Hatırlayalım:
Abdullah Gül’ün “tarihi fırsat”; Davutoğlu’nun “komşularla sıfır sorun” gibi tumturaklı sözlerinin eşliğinde, Ermenistan’la imzalanan Protokol üzerine, gerek çeşitli Hükümet yetkilileri ve gerekse yandaş basındaki (Asimetrik Psikolojik Savaş Basını) kalemler, bu protokolün kesin olan ilk sonucunun; Amerikan Kongresinde her yıl gündeme getirilen soykırım tasarılarından Türkiye’nin kurtulması olduğunu söylemiş ve yazmışlardı.
Ne oldu ?
Ermenistan’la, Amerikanın istediği protokol imzalandıktan sonra Amerika,
İddialarından bir adım bile geri atmamış, tam tersine daha güçlü bir şekilde konuyu önümüze getirmiştir.
Doğal olan budur.
Emperyalist saldırgana verilen tavizler, onu yumuşatmaz aksine daha da azdırır.
Saldırgan elde ettiği tavizlerden sonra daha fazlasını ele geçirmek için daha büyük bir cüretle harekete geçer.
Alt Komisyon’da kabul edilen tasarı, tam tamına bu anlama gelmektedir.
Davutoğlu’nun ünlü “komşularla sıfır sorun” politikasının,
Gerçekte Amerikan emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesine “tam uyum politikası” olduğu ortaya çıkmıştır.
Yani gerçekten de bir “sıfır sorun” politikası vardır.
(Devamı... | 10305 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 27.0) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 21:44 (680 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
|
 |
|
Elektronik postalar,
Sanal grup öbeklerinde efelenmeler !..
Ama, " icraat " sıfır !..
Hep " ben bilirim " pozları,
Karşısındakiler " yükseklerden bakış " saplantısı !..
Psikolojik tedaviye muhtaç iken, " psikoloji uzmanı " kesilenler !..
İkide bir " strateji dersleri " vermeğe çalışan,
Kafamıza geçen çuvaldan habersiz biçareler !..
Neden ?
Çünkü " aşağılık kompleksi " yamandır, yaman !..
Kısaca ifade etmek gerekirse,
Maalesef " fasulye gibi kendisini nimetten sananlar !.. "
Size bir sır verelim mi ?..
" Gölge etmeyin başka ihsan istemez !.. "
Siz ve sizin kafanızda olanlarla gelinen nokta ortada ...
Hâlen " ..... " havasını bırakın, kapatıldı o defter,
Acaba siz kimsiniz ?..
ASA-HABER
(Devamı... | 2 yorum | HAFTANIN KÖŞESİ | Puan: 27.9) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 21:34 (684 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Görrmediğimiz Felâketler !.. - Hulusi ŞENEL |
 |
|
BAZILARIMIZIN GÖREMEDİĞİ FELAKETLERİ
BATILILAR GÖRÜYOR VE UYARIYOR ...
Sevgili okuyucular,
Zekâca felç olmuş, fikirce yozlaşmış veya çıkarı ön plana almış bazı aydınlar, basın-yayıncılar ve akademisyenler hatta bazı siyasiler, bağlı oldukları-beslendikleri güçlere  hizmetkârlık ve siyasi iktidarlara yalakalık yapmaktan ülkede yaşanan felaketleri görmüyor veya görmemezlikten geliyorlar.
Bu hizmetkâr ve yalaka grupları, Türkiye’nin içinde bulunduğu felaketleri; işsizliğin artmasıyla halkın çektiği ızdırapları görmedikleri gibi, müttefik saydığımız ABD’nin ve bazı AB ülkelerinin sözde Ermeni, Pontus Rum ve Asuri-Süryani soykırım yalanlarını kabul etmelerini, Kürt kökenli vatandaşlarımıza (sanki yokmuş gibi) özerklik talepleri konusunda yaptıkları baskıları da görmemezlikten gelerek, ülkemizin yegane güvence kaynağı olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saldırmayı da akıllarınca marifet sayıyorlar.
Onların göremediği felaketleri bazı batılılar görmekte ve özellikle TSK’ya karşı yapılan saldırılar nedeniyle Türkiye’nin büyük bir felakete sürüklendiğini görerek uyarılarda bulunuyorlar. Ama kimse bu uyarıları dikkate almıyor. Dünyanın her ülkesinde, her kurumunda bir takım kimseler illegal-kanun dışı işlere girişebilir hatta yapabilir. Ama birkaç kişinin yaptığı-işlediği bir suçtan dolayı ne ülke ne de kurumlar tümüyle suçlanabilir.
Bugün ortaya atılan bir takım darbe planlarıyla ki, iki yıldır hiçbirinin doğruluğu ispatlanmamış olmasına rağmen ordumuza karşı fütursuzca saldıranlar ne yazık ki, CHP Genel Başkanı Baykal’ın ifadesiyle haklarında 600 dan fazla yolsuzluk iddiaları bulunan ve ülkeyi bölmeye çalışan meclisteki siyasilerin yargılanması ve dokunulmazlıkların kaldırılması için hiçbir caba göstermiyor ve devamlı görmemezlikten gelerek sessiz kalıyorlar.
TSK’ya- değerli komutanlarına yapılan saldırıların dozu artmaya başlayınca, ister istemez insanın aklına Atatürk 1920 de subaylara yaptığı konuşma geliyor. Atatürk’ün o konuşması aynen bugünü anlatıyor olması nedeniyle o konuşmayı özetle okuyucularımız için aşağıya aktarıyorum;
(Devamı... | 18590 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 27.5) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 21:24 (684 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: " Olur Olur Bal Gibi Olur !.. " - Gündüz AKGÜL |
 |
|
Başlıkta ki söylem Başbakan ‘a aittir.
Bu Meclisin yeni bir anayasa yapamayacağını eleştirenlere tepki gösteren Başbakan, “Bu meclisler niçin oluşur, yasa, anayasa yapmak ve değiştirmek için. Bunun için kurulan bir Meclis’e diyorsun ki ‘Bu parlamentoda bu olmaz’. Hani bir zamanlar bir şarkı vardı, ‘Olur, olur bal gibi olur’ Millet sizi seçecek, parlamentoya gönderecek, sen ‘Olmaz’ diyeceksin. Bunlar bir defa kendi kimliklerini reddediyorlar” Dedi.
Sayın Erdoğan haklıdır elbette ki halk tarafından seçilip gelen parlamenterler, anayasa ve yasaları yapmak, değiştirmek kendi yasama faaliyetleri içinde olduğundan yapabilir.
Peki, yasal durum bu iken neden böyle eleştiriler yapılıyor. Başbakan, eleştiri söylemlerini ya irdelemiyor veya neden böyle eleştiriler yapıldığını bilmesine karşın, işine gelmediği için anlamamazlıktan geliyor.
İktidar partisinin hazırladığı anayasa taslağında, demokratik rejimin temel kurumlarının (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) yapılanmasını değiştirmek ve parti kapatılmasının zorlaştırılarak Meclisin oluruna bırakılmak suretiyle, kendilerinin yaralanabileceği şekle dönüştürmek sonucunu doğuracağından eleştiriler kaçınılmaz oluyor.
Eleştirilerin nedenlerine baktığımızda;
Anayasanın emredici, değiştirilemez ve değiştirilmesi önerilemez 2 nci maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
İktidar partisi, “laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu”
Anayasa Mahkemesince 1’e karşı 10 oyla tescil edilmiş bulunmaktadır.
İktidar partisi olarak bir daha bu şekilde davranmayacağı konusunda güven vermediği için, parti kapatılmasını zorlaştıracak ve meclisin oluruna bağlayacak anayasa değişikliğini yapmak, laik rejim için büyük tehlike oluşturacağından yapamazsın deniliyor. Bu konudaki değişiklik isteği eleştirilerin temelini oluşturmaktadır.
(Devamı... | 8699 byte kaldı | 5 yorum | SEÇİLEN | Puan: 27.0) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 21:13 (702 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Dolaylı Yoldan Yazı Yazanlar !.. - Yüksel CAVLAK |
 |
|
Dolayı yoldan yazan yazarları ne sevdim ne de yazılarını takdir ettim ...
Artık köşe yazarı olan E. Özkök`ün 9 Mart tarihli Hürriyet Gazetesi`ndeki “Kırmızı halıdan haremime kattıklarım” başlıklı yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Okuyunca benim ne demek  istediğini anlayacaksınız. Tam iki sayfayı tutan yazısında, Oscar törenini izlediğini, nasıl duygulandığını anlatıp duruyor. Her zaman olduğu gibi de İngilizce “red carpet/ kırmızı halı” tümcesini de kullanıyor. Herhalde ülkede hemen herkes İngilizce biliyor olmalı ki, “red carpet” in Türkçe karşılığını yazma gereğini duymamış olsa gerek !
İki sayfayı bulan yazısının en can alıcı noktasını da,
Başa koyması yerine, yani kırmızı halıdan olan haremine katma yerine, sonuna bırakmış.
Oscar ödül töreninde Kathryn Bigelow,
“Bu ödülü, Irak`ta çarpışan 150 bin çocuğumuza, Afganistan`da çarpışan 2500 çocuğumuza ve 4500 şehidimize adıyorum” dedi ve büyük alkış topladı. Ve yazısında soruyor Bay Özkök: Acaba bizde bir yönetmen böyle bir söz etse ne olur ?” Şöyle demesi daha doğru olurdu bence:” Kathryn Bigelow gibi yürekli olanlar var mı bizde ?” Ama kendisi evinde ayağa kalkıyor ve ülkemizde şehit olanların önünde saygıyla eğiliyor.... Burada yalnız önemli bir şeyi unutuyor Bay Özkök; bize bu ülkeyi kanlarıyla sulayarak armağan edenleri aklına getirmiyor...
Daha yazının başında ifade ettiğim gibi, dolaylı yazıları ne sevdim ne de yazanları.
Kulağı arkadan göstermeden, doğrudan doğruya, Oscar`ı anlatacağına, yazının en can alıcı sözlerini ilk başa alarak topluma mesaj vermeliydi. “Soa kalan dona kalır” misali, bu çok önemli mesaj da arada kaynamış oldu.
Bay Özkök yazısında dolaylı olarak, Irak`ta ve Afganistan`da Amerikan askerleri haksız olarak savaşmalarına, ölmelerine rağmen, onlara saygı duyuluyor, ama bizde... Daha ileri gidemiyor Bay Özkök.
(Devamı... | 3914 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 26.5) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 21:04 (696 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Kuşatma !..- Habip Hamza ERDEM |
 |
|
Adam ne diyor; kuşatıldık.
Kuşatma nerede olur; savaşta değil mi ?
Demek ki savaşın tam da ortasındayız.
Kimi de ‘psikolijik-misikolijik’ diyordu.
 Ne de olsa ‘nato kafa’..
Pekiyi kim kimi kuşatmış durumda ?
Başta ABD, sonra Fransa, İsviçre-misviçre; şimdi de İsveç mi ne ?
Ne diyorlar ?
‘ ... Türkler, onlar Osmanlıya da Türk diyorlardı zaten,
Kurtuluş Savaşı falan yapmadılar.
Etnik temizlik yaptılar:
Rumları kovdular,
Ermenileri kestiler,
Süryanileri bastırdılar ... ’
Sonra ?
‘Sonra Kürtleri asimile etmeye çalıştılar, ama başaramadılar’.
Şimdi Kürtler ayakta, Ermeniler atakta, Rumlar pusuda, Süryaniler sırada.
Bizler, ‘insanlık gereği olarak onlara yardım etmeliyiz’.
Yapılabilecek ilk iş, görsel ve basılı yayımı ele geçirmektir.
Geçirdiler mi ? Geçirdiler.
Türkiye’de bugün ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ için yazan kaç yazar kaldı; kaç televizyon var ?
Ben diyeyim kalmadı, siz deyin bir elin parmaklarından az..
Sonra kendi parlamentolarımızdan ‘bunlar etnik temizlikçidir’ diyelim dediler.
(Devamı... | 7362 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 27.3) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 20:58 (703 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
|
 |
|
Osmanlının son dönemlerinde Kürtler, İngiltere’nin kanatları altında palazlanma yolunu seçmişti. İngiltere, Mustafa Kemal’in gücünü bölmek ve zayıflatmak için Kürt aşiretlerini ayaklandırmayı düşünüyordu. O yıllarda “Kürt Teali Cemiyeti” (Kürt Yükselme Derneği) başkanı Seyit Abdülkadir, İngilizlerin yönlendirmesiyle Diyarbakır, Bitlis, Elazığ illerinde bir “Kürt devleti” kurma çabasındaydı. Sadrazam Damat Ferit de Kürt Teali cemiyetinin girişimini destekliyordu. O, İngiliz yüksek komiseri Amiral De Robeck’e iki kez başvurarak, Mustafa Kemal’e karşı Kürtleri kullanmayı önermişti. De Robeck Damat Ferit’in bu önerilerini Lord Curzon’a şöyle iletmişti:
“Damat Ferit bana geldi ve dedi ki: Kürtler ayrı bir devlet olacaktır. Mustafa Kemal’i sevmezler. Çünkü o Bolşevikliği getirmek istiyor. Siz Mustafa Kemal’den nefret ediyorsunuz. Çünkü sizin yaptığınız anlaşmayı kabul etmiyor. O halde Kürtleri Mustafa Kemal’e karşı birlikte kullanalım.” ( Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, 277 )
Böylece, padişahın, sadrazamın ve İngiltere’nin desteğini arkasına alan işbirlikçi Seyit Abdülkadir, 31 Mart 1920 tarihli Peyam-ı Sabah gazetesinde şunları yazıyordu: “Kuva-yı Milliye’ye aldanmayınız. ( Onlar ) Bolşeviklerin kafasını taşıyan yurtsuz serserilerdir. Hilafet ve Saltanattan ayrılmayınız. ”
Günümüzde ise ABD’nin desteğini arkasına alan PKK, aynı yolun yolcusu. Masum insanları katlediyor ve yoksul halkın bütçesinden milyarlarca doların boş yere harcanmasına neden oluyor. Analar, babalar, çocuklar, eşler çığlık çığlığa… Kan, gözyaşı, acı hiç dinmiyor. Ulus devlet ve ülke bütünlüğü parçalanmaya çalışılıyor.
Öyle bir teslimiyetçiliğin ve işbirlikçiliğin ortasına düşürülmüşüz ki, elimiz kolumuz bağlı. Her zaman ve her yerde Amerika ne derse o oluyor. Sorgusuz sualsiz peşinden gidiyoruz. İlhan Selçuk ağabeyin deyişi ile “Otur otur, kalk kalk… Ne Allah ü Teâlâ… Ne Hazreti Peygamber… Varsa yoksa Amerika.
Bir alt üst oluş, bir karmaşa yaşıyoruz şu son yıllarda. Rüşvet, adam kayırma, köşe dönmece, almış başını gidiyor. Her geçen gün dengeler, yoksul halkın zararına biraz daha bozuluyor. Birileri kuran, ezan seslerinin arkasına sığınarak, su akarken testileri doldurma çabasına girmiş… İnsanı insan, toplumu toplum yapan değer yargıları hallaç pamuğu gibi atılıyor.
Sözün özü, dinciler, bir yandan malı götürürken, bir yandan da ABD ile kol kola ve AB ile uyum içerisinde, cumhuriyet yasalarını, Kemalizmi bitirmeye çalışıyor.
(Devamı... | 5280 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 27.2) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 20:50 (705 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Asker Hükümeti Devirir, Hükümet Devleti !.. - Hilmi KAYIHAN |
 |
|
Bu kadar korku, bu kadar huzursuzluk ve bu kadar hukuksuzluk ancak darbe zamanlarında olur.
Büyük bir yıkımın tozu toprağı içinde çırpınıyoruz..
Bir darbe yapıldığı kesin, hiç mutlu değiliz..
 Türkiye'de darbe yapabilecek iki güç var:
Asker ya da hükümet; millet yaparsa darbe değil devrim yapar..
Askerin elindeki güç silah, hükümetin silahı yasalar..
Asker hükümeti devirmek için darbe yapar, hükümet ise devleti ( rejimi ) yıkmak için..
Hükümet ortalığı kasıp kavurduğuna göre, yapılan darbe AKP hükümetine değil
Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne..
Hükümetin darbe yaptığını şundan anlıyoruz:
Askerin sokakları tutan tanklarını görmedik; ama askerleri tutuklatan gizli tanıkları gördük.
Sabaha karşı askerlerin radyo evini ele geçirdiğini duymadık; ama sabaha karşı geçen bir yasayla kışlaların kuşatıldığını duyduk. Darbeci generallerin bilmem kaç numaralı bildirisiyle arananların listelerini görmedik; ama yandaş gazetelerde tutuklanacak askerlerin listelerini gördük.. Gözaltına alınan politikacıların yüzlerce asker arasında başları eğilerek hızla götürüldüğünü televizyonlarda izlemedik; ama özel yetkilerle donatılmış mahkemelerin kuvvet komutanları dahil olmak üzere ordu komutanlarını, alay komutanlarını ve başçavuşa kadar
adi bir suçlu gibi toplatıldığını naklen izledik..
Toplama kampının adresi de önemli: Mamak değil Silivri..
Hükümetin beyni olan meclis basılmadı, askerin beyni kozmik oda basıldı..
Kesin olan: darbe devletimize karşı yapılıyor ve darbeyi hükümet yapıyor.
Önemli olan: asker hükümeti devirince şapkasını alıp gidiyordu, hükümet devleti devirince neyini alıp gidecek ?..
(Devamı... | 5775 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 27.7) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 20:45 (709 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
|
 |
|
Elazığ ilimizde deprem,
Bir türlü " muassır medeniyet " seviyesine ulaşamadığından,
Pisi pisine hayatını kaybeden yurttaşlarımız !..
Ve arkalarından dökülen " timsah gözyaşları !.. "
Yirmi birinci yüz yılda,
Çamurdan yapılarda yaşamak zorunda bırakılanlar ...
Hâlen " cehâlet " içerisinde,
Allah adı ile kandırılan yurttaşlar !..
Saklanan gerçekler,
Anlaşılamayan " kapalı kapılar " ardında yaşananlar !..
(Devamı... | 3307 byte kaldı | 2 yorum | ÇIKAR BAKLAYI | Puan: 25.7) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 01:29 (868 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Çarşaf Polemiği CHP'yi Yıpratır !.. - Aylâ BERKİN |
 |
|
“ Seni Hikmet Yar yetiştirdi, bizleri ise Mustafa Kemal Atatürk yetiştirdi ... ”
Bu sözler CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’a ait.
Aynı Deniz Baykal Mersin Kadın Kollarının Hilafetin kaldırılmasını kutlama törenlerinde çarşaf yırtanları partiden ihraç etme kararı aldı.

Şimdi bu çifte standart denilen anlayış olmuyor mu ?
Atatürk ilke ve devrimleriyle kurulmuş Türkiye Cumhuriyetinin neresinde çarşaf var ?
Çarşafın yırtılması zaten yıllar önce Atatürk döneminde yapılmıştı yurdumuzda…
Çarşaf kaldırılmış bir giysi olmasına rağmen, bu gün yeniden Türkiye de kadınlarımızın kıyafetleri içine sokulmaya çalışılmıyor mu? Bu durum Atatürk ilke ve devrimlerine karşı gelmek olmuyor mu? Mersin’de hilafetin simgesi olan bu kıyafetin yırtılması, Atatürk ilkelerine, devrimlerine bağlılığın bir simgesi değil mi? o halde bu simgesel hareket den dolayı o bayanlar niçin cezalandırılıyorlar? Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıktıkları için mi cezalandırılıyorlar ?
AKP’den de sert tepki aldı bu hareket.
Peki, Türk bayrağının yakılıp yırtılmasından daha mı kötü bir fiil bu çarşaf yırtma ki,
Bu gün bayrağımızı yerlerde sürükleyenler, yırtanlar, gönderden indirenler serbest gezerken, hatta onların adına açılımlar düzenlenirken alt tarafı artık batıl olmuş bir giysiyi yırtanlar niçin cezalandırılıyorlar. Niçin, Cumhuriyetin Hükümeti olduğunu savunan AKP’de bu hareketin cezalandırılmasını istiyor. CHP’de sanki bu isteği yerine getirir gibi Kadın kollarının üyelerini partiden ihraç kararı çıkarıyor.
Evet, Deniz Baykal bu kararı ile uyguladığı çifte standartla çarşaflıların oyunu alacağını sanırken, öte yandan kemikleşmiş tabanında da kaymalara sebep olacağını düşünemeyecek kadar basireti bağlanmış bir durumda mı ? Bu noktada aklıma değişik senaryolar geliyor… Acaba bu da AKP’nin başka bir oyunumuydu. Çünkü kısa süre önce AKP’li milletvekilleri kanlarımızı donduran açıklamalar yapmıştı peş peşe.
(Devamı... | 7607 byte kaldı | 4 yorum | SEÇİLEN | Puan: 26.2) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 01:14 (873 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Demokrasi Ve Sosyal Devlet !.. - Salim DOĞAN |
 |
|
Bizim böyle bir toplumsal devinimi yaşayabilmemiz için yarıda kalan Atatürk ve cumhuriyet devrimlerinin yeniden uygulamaya konulması gerekmektedir. Bizler toplum olarak Avrupa’dan yüzlerce yıl geriyiz dememizdeki kasıt buradan kaynaklanmaktadır. Çünkü biz yurdumuzun her yerine cumhuriyeti götüremedik. Yurttaşlarımız marabalıktan, müritlikten, kulluktan hala kurtulamamış durumdadır. Hala cumhuriyetin anlamını kavrayamamış bulunmaktadır.

Bu büyük bir boşluk oluşturmaktadır.
Bu boşluğu da ağalar, şeyler, şıklar, tarikatlar ve siyaset ağaları doldurmaktadır.
Böyle bir güruhla siyaset yapmanın sakıncalarını yaşayan bizler bir düşünelim çoğunluk kim.
Demokrasi, cumhuriyet ve sosyal devlet kavramları bir birinden farklıdır.
Demokrasi daha çok bireysel özgürlükleri ilgilendirmektedir. Cumhuriyetse toplumsal bir yaşam tarzının adıdır. Cumhuriyetin biçim ve çeşitleri vardır. Sosyal devlet bu iki kavramın bilimsel normlar doğrultusunda insan hak ve özgürlükleri ve çağın gereklerini eşitlik çerçevesi içerisinde yerine getirme işidir.
Genel anlamda, vekillerin halk tarafından seçilmesi anlamında, vekillerle halk arasındaki ilişkilerin niteliğinde, yurttaşlar arasında ekonomik bakımdan büyük farklılıkların olmaması gerektiği, bireylerin ırk ya da mezhebe dayalı ayrıcalıkları olmamasını savunan, kısacası bir eşitlik fikri, yani toplumdaki iktidar anlayışının, insanlar arasındaki farklılıklara göre değil de, benzerliklere dayanması gerektiği fikri üzerine inşa edilen yönetim tarzıdır. Kısaca demokrasi eşitlik ilkesine dayalı çağdaş bir yaşam biçimidir.
Günümüzde demokrasi kapsamı dâhilinde kişi hak ve özgürlükleri kötüye kullanılarak bir kısım azınlığın haklı talebiymiş gibi yutturmaya çalışılmaktadır. Aslında bu azınlıkların kendi talepleri değildir. Bu talepler Türkiye’yi bölmek isteyen Sevr özlemcilerinin kullandığı bir tür araçtır. Demokrasi bireylerin aşırı istek ve özgürlüğü gibi lanse etmek isteyenler bir kısım dernekleri, sendikaları işin içine katarak aslında kendi amaçlarına ulaşmak istemektedirler.
Yani birlikler, dernekler, sendikalar kısacası demokratik kitle örgütleri içerisinde siyaset yapmaktadırlar.
(Devamı... | 9644 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 27.2) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 01:04 (868 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Bu Yıl 8 Mart Farklı Olsun !.. - Yüksel CAVLAK |
 |
|
Dikkat ederseniz, bu yıl da yani 8 Mart günü,
Kadınlar hakkında yazılan yazılara bakın, eskiden yazılmışlar arasında farklı bir şey göremeyeceksiniz.
 Kimisi “ Dünya Kadınlar Günü” kutlu olsun derken bazıları “ Dünya Emekçi Kadınlar Günü” kutlu olsun diye yazılarına başlık atarak başladıklarını okursunuz. Yazıların içeriği de diğer yıllardan farklı değildir.
Kimisi yazıya 1857 yılındaki olayı anlatarak başlar, kimisi de hemen Mustafa Kemal`in “… Bir toplum, bir ulus erkek ve kadın denilen iki tür unsurdan oluşur…Olanaklı mıdır ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kesimi göklere yükselebilsin ?.. Kuşku yok, , ilerleme adımları - dediğim gibi- iki türce birlikte, arkadaşça atılmak; ilerleme ve yenileşme aşamalarını birlikte aşmak gerekir…” sözüne sarılıp giriş yapmaktadır.
Gönül isterdi ki, afilli yazı (!) yazma yerine, sayfalar bu yıl 8 Mart TEKEL kadın işçlierine ayrılsın. 2 aydan fazla bir zaman içinde, bu kadınlar, çadırlarda, kocalarından çocuklarından ayrı, yaşam mücadelesi verdiler. Evlerinde, kocaalrından uzak kalanlar da bu geçe 2 ayı huzursuz bir şekilde geçirdiler. Eğer Türkiye`de 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlanacaksa, bütün emekçi kadınlardan önce, bu kadınların günü kutlanmadır.
Bu kadınlar TEKEL erkek işçilerin veya kocalarının yanı sıra, kış kıyamet demeden, mücadele verdiler.
Yazı olsun sayfa dolsun mantığı ile yola çıkarak, biraz 1857 yılına biraz da Mustafa Kemal`den alıntı yaparak, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü`nü anlatmaya çalışıyoruz. Bilinenleri değil, bilinmeyenleri ve şu anda yaşadıklarımızı anlatırsak, emekçi kadının neler çektiğini daha iyi anlar topluma daha iyi anlatmış oluruz.
72 yılı da da aynı hayatı yaparak, Mustafa Kemal ve devrimlerini, klasşk bir şekilde anlatarak geçirmedik mi ?
(Devamı... | 3826 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 27.8) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 00:54 (878 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Baykal Bekleneni Yapmadı !.. - Haci KANDIRALI |
 |
|
Elazığ`da bir deprem oldu.
Ve 50`nin üstünde vatandaş hayatını kaybetti.
 Birçok yaralı var gelen haberlere göre.
Türkiye Cumhuriyeti` Devleti`nin büyükleri hemen açıklamalarda bulunmuşlar.
Sayın Başbakan “ Meydana gelen depremde insanların ölümüne neden olan, bölgenin yerel mimari anlayışı olan kerpiç yapılanmadır. Yaralar derhal kapanacak, “gereki talimatlar verildi” demiş. Sayın Cumhurbaşkanımız da, üzüntülerini bildirerek,, geçmiş olsun dileklerini ilettirmiş Elazığ`a.
CHP Genel Başkanı Baykal ise şöyle demiş:
” ... Depremde yaşamını yitiren yurttaşlara rahmet, yaralılara acil şifalar ve yaşamını yitirenlerin ailelerine sabır ve başsağlığı dilerim ” ve ayrıca sözlerine devamla şunları da eklemiş: “ ... ülkemizin bir daha böyle felaketlerle karşılaşmamasını temenni ediyorum. Depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, yaralılara da acil şifa diliyorum !.. ”
Türkiye bir deprem bölgesl olmasına rağmen, şimdiye kadar sayısız depremler olmasına rağmen, başta hangi iktidar olursa olsun, hep aynı sözler söylenmiş ve hiç bir tedbir alınmamıştır. Bütün iktidarlar suçlu iken, ana suçlu da toplumdur. Sadece baş sağlığı ile, sabır ile yetiniyor ve “kaderimdir” diyerek, ikinci depreme kadar susuyor. Ulus olmayı benimsemiş bir toplum, sessiz kalamaz, tepki gösterir. Bunu bilen iktidar yetkilileri de, klasik sözlerle onları yatıştırmayı çok iyi biliyorlar !..
CHP Genel Başkanı Baykal`dan bizler şunu beklerdik;
Olayı duyar duymaz, atlayıp deprem yerine gider,
(Devamı... | 3622 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 27.6) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 00:49 (874 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Nihat Genç'in Pusulası Bozuk !.. - Şinasi KULA |
 |
|
Aslında şu sıralar TSK, CHP, ADD, MHP gibi kurum ve kuruluşlara eleştiri yapmanın sırası değil diye uyarmaya başladı yakın çevrem. Hele ki AKP ye karşı duruş sergileyen siyasetçi, aydın, sanatçılara da eşletiri konusunda dikkat edilmesi gereğini de vurgulamaktalar. Genel olarak katılıyorum. Çünkü belden aşağısını da, yukarısını da çalkalamayan ve Ulusalcı kimliği ile gurur duyduğunu her fırsatta haykıran bir yurttaş olarak ben de birlikten ve beraberlikten yanayım. Tıpkı olmazı başaran Mustafa Kemal’in bu milleti Kuvayımilliye’de birleştirdiği en büyük düşman olan emperyalizm ve işbirlikçilerine karşı tek vücut yaptığı gibi bir nehirde çağlamaktan yanayım.
 İyi susalım, eleştirmeyelim de nereye kadar ?
Örneğin her gün fasılasız olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın belirlediği gündem konuşmalarına, sadece meclis kürsüsünden ahkâm kesen ve halktan kopuk, statükocu Deniz Baykal’a şunu demek şerefli her insanın görevi değil mi ? ” BEYEFENDİ, SÖZDE MUHALEFET ETTİĞİNİZ BU KİŞİNİN KAPALI KAPILAR ARDINDAKİ GÖRÜŞMELERDEN SONRA SİİRT’TEN MİLLETVEKİLİ SEÇİLMESİNİ SAĞLAYAN KİŞİ OLARAK TARİHE GEÇMEDİNİZ Mİ ? ”
Varsın Jet Fadıl yerinde kalsaydı da, ona kıymasaydınız da, şimdilerde Türkiye Cumhuriyeti’ne kıyılmasının baş nedenlerinden biri olmasaydınız! Şimdi goygoycular bana şu soruyu soracaklar; efendi efendi bu lakırdıları yaparak eline ne geçecek, bak seçimlere az bir zaman kala sen de akepe’nin ekmeğine yağ sürüyorsun…
Ben de Baykal ile seçime giren anlayışın sahiplerine bu millete yaptıkları kötülükten ötürü seçim sabahı İzmir’in Konak meydanında şırak diye işaret ile yanıt vereceğim göreceksiniz. Baykal’ın genel başkanlığında girilecek bu seçimler, Mustafa Kemal ve Cumhuriyet değerlerinden yana anlayış için SON SEÇİM olacaktır. Aynı şekilde Devlet Bahçeli ve MHP nin bu millete yaşattığı hayal kırıklığına da tanıklık edeceğiz. Söz uçar yazı uçmaz bu gerçeği göreceksiniz…
Nihat Genç bu toplumda sevgi ve saygıyı hak eden yazarlardan birisidir. Verdiği emekleri, çektiği sıkıntıları, tırnakları ile buralara geldiği kesin. Bunu her defasında kendi ağzından da dinlemekteyiz. Son günlerdeki konuşmalarında kendisinden çok emin davranışlarını ben kaygı ile izlemekteyim. Çünkü çok bilen, yanıldığı zamanlarda da çok büyük yanılgılara düşebiliyor. Halk arasında hitabet gücü yüksek olan kişilere “hatip” denir. Bizim gençliğimizde de “ajitasyon” denirdi bu güce.
İster doğa deyin, ister Yaratan deyin istisna insanlara bahşeder bu gücü, bu özelliği.
(Devamı... | 7664 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 27.4) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 00:39 (890 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
|
 |
|
Her Allahın günü birileri tarafından tecavüz edilen zavallı kadınlarımızdan mı ?
Yoksa eğitim seviyesi yükseldiği halde hala kadınını döven zihniyetten mi bahsedelim.
 Hangisinden bahsedersek bahsedelim ...
Türkiye’de, Anadolu’da kadın olmak zor.
Kendi karısına kızına bakanlara namusluyum edasıyla gezen erkekler, diğer taraftan başkasının karısına kızına rahatlıkla ağzından salyalar akıtıyorsa. Kadınlarımız, analarımız, bacılarımız derken diğer taraftan da dayak cennetten çıktı, kadının yeri evidir denebiliniyor ciddi ciddi düşünmek gerek. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki 5.5 milyon ev kızı eğitimden ve çalışmaktan uzak tutuluyor, tamam işsizlik ülkemizde çok yüksek rakamlara ulaşmıştır lakin bu kesimdeki mantık kadının yeri evidir.
" ... Akşamları yarım saat televizyonu kapatın, Kuran bilen ev halkı okusun. Evde kuran bilmeyen var ise ses kayıtlarından yardım alsın" diyen Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Habertürk 06.02.2010 “
Tavsiyeleri doğrultusunda kendi aklını mantığını kullanmayan kadınlarımıza ilimden, bilimden, kadının dünyaya katkısından, artı değerinden, sağduyusundan hiç bahsedilmiyorsa, Aksine üç çocuk yap evde otur deniliyorsa,. Evet, bütün gün televizyon karşısında abuk sabuk filmlerle bomboş programlarla beyinlerin yıkanmasına bizlerde karşıyız ama ille de kuran oku açıkçası cahil kal demiyoruz dinsel ve manevi duyguları doyurmak kişinin kendisinde kalmalı yönlendirilmemeli.
Yerine kitap okuyun kendinizi ilerletiniz her çocuğu yetiştiren annedir anne ne kadar bilgili olursa o çocuğuna yansıyacak haliyle toplumlarda daha aydınlık düzeye erişecek tazı yönlendirmeler toplumu ileriye taşıyacaktır.
Bu ülkeye düşünen sorgulayan beyinler gerek, devamlı gerilemeye teşvik edici söylemlerle bu olamaz.
İslamiyet’le kadının daha gerilemiş olduğu aşikârdır.
(Devamı... | 6489 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 26.7) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 00:30 (891 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
|
 |
|
Anneannemi hatırladım !..
Çocukluk işte !..
En küçük kardeşime ninni çığırırdı ...
" ...
Dandini Dandini,
Das dana ...
Danalar girdi bostana .... !
Eeeee, eeee ...
Ninni ...
... "
Kim demiş yargı ?..
Kim demiş yasama ?..
Hele hele dört yüz bir kim der ?...
(Devamı... | 2563 byte kaldı | 2 yorum | DELİ BALTA | Puan: 24.2) Gönderen: editor Tarih: 07.03.2010 Saat: 22:22 (955 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Soygun Düzenine Geçiş !.. - Sıtkı ERGÜNEY |
 |
|
- Devlet küçülsün, ekonomiden çekilsin,
- Özel sektörün önü açılsın, istihdam yaratılsın, devletin vergi gelirleri artsın, bütçe açıkları kapansın,
- Devlet hayvancılık yapar mı ? ( Et Balık Kurumu )
- Devlet Sütçülük Yapar mı ? ( Süt Endüstrisi Kurumu )
Devlet Kuruluşları kar etmez, bütçeye yük olurlar….
Türünden fantezi söylemlerle beyinleri yıkayarak kamu varlıklarını birkaç kişiye peş keş çekilmesinin, devletin sosyal ve ekonomik yükümlülüklerinden arındırılmasının önünü açtılar. İnsanları işsiz bırakıp yoksullaştırdılar. Üreticinin güçlü ekonomik kesimler tarafından sömürülmesini engelleyerek hak ettiği geliri elde etmesine, toplumun sağlıklı beslenmesine olanak sağlayan kuruluşların elden çıkarılmasının ardından sıra elektirik, petrokimya, Tekel’in üretim tesislerine, rafinerilere, limanlara geldi.
Bunlardan sonra, özel sektörde karlılığın önündeki engel olarak görülen“örgütlü emeği” zayıflatmak da gerekiyordu. Zira, örgütsüz emek devlet yönetiminde söz sahibi olamayacağı için çalışma hayatını, sosyal güvenlik sistemini ilgilendiren düzenlemeler siyasi gücü ele geçiren büyük sermayenin amaçlarına uygun olarak ancak bu şekilde yapılabilirdi, yapıldı da !..
Soygun ve sömürü düzenine bilimsel kimlik kazandırabilmek için
Dillerine doladıkları “serbest piyasa ekonomisi” sloganı altında emekçilerin ürettikleri değerden-Karl Marks’ın deyimi ile-“en düşük yaşama düzeyinde”pay almalarının önü açıldı. Sosyal güvenlikten, sınıf bilincinden yoksun, eğitimsiz bırakılmış emekçiler patronların “ramazan paketleri”, “bayram ikramiyeleri” ile avutuldular. Bireylerin bireylere bağımlı kılınması, örgütlenerek “toplu güç” kazanması yerine patronun gözüne girerek “kişisel güç” kazanma, işverenden “aferin alma” kültürü egemen kılındı.
Özelleştirmenin, toplumun geniş kesimleri üzerindeki olumsuz etkileri her geçen gün daha belirginleşiyor. İşte birkaç örnek:
- Türkiye’de hayvancılığı bitirme yolundaki ilk adım Et Balık ve Süt Endüstrisi Kurumlarının tüm tesis ve arsaları ile özel sektöre satılmasıyla atıldı. Ardından et ithalatının önü açılarak kendi başına ayakta kalmaya çalışan üreticinin de ipi çekildi. Bugün et ve süt ürünleri fiyatlarının halkın satın alma gücünün çok üstüne çıkması nedeniyle canlı hayvan ve et ithalatı tekrar gündemde. Gene birilerine fırsat yaratılacak !
(Devamı... | 8118 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 24.4) Gönderen: editor Tarih: 07.03.2010 Saat: 21:22 (957 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Veryansın !.. - Habip Hamza ERDEM |
 |
|
Nihat Genç’in ‘Veryansın’ programlarını, zaman buldukça, izlemeye çalışıyorum.
Bir ‘Anadolu çocuğu’ ciddi ciddi veryansın ediyor.
Güzel konuşmuyor değil. Akıcı ve gülmeceli örneklerle destekli.
Büyük bir yazar olduğu için de her konuda görüş sahibi.
 Ne ki, her konuda ‘bilgi’ sahibi olmadığı gibi bir izlenim edindim son konuşmasından.
‘Radikalizm’e karşı imiș Nihat Genç.
Olabilir. Köktencilik her zaman iyi olmayabilir ve Nihat Genç de köktenci olmayabilir.
Ama Anadolu’da ‘köktencilik olmaz’ ya da ‘olmamıştır’ denilebilir mi ?
Sözgelimi ‘Türk Devrimi’ nedir ? Mustafa Kemal ne yapmıștır ?
Ya da Mustafa Kemal Türkiye’sinde kökten değiştirilmemiș herhangi bir şey kalmış mıdır ?
Kimilerince denildiği gibi, ‘üstyapı devrimleri’ midir yapılanlar ?
Devletten başlanırsa, imparatorluk gibi ‘gevşek’ bir yapıdan ‘devlet-ulus’ gibi ‘sıkı’ bir yapıya geçilmiştir bu bir. ‘Teba’ gibi ‘sıkı’ bir yapıdan da ‘yurttaş’ gibi ‘gevşek’ bir yapıya geçilmiştir bu da iki. Her ikisi de ‘köktenci’ bir değişimdir. İmparatorluğun ‘ceberrut’luğu tek tek bireylerin değil, ama onların ‘bey’leri, ‘ağa’ları ve ‘ şeyh’leri üzerinedir; yani aracılı ya da dolayımlı.
O nedenle sazı eline alan, ‘ferman padişahın ise dağlar bizimdir’ diyebilmektedir.
Yeter ki kendisi bir bey, ağa ya da şeyhin adamı ola; ya da kendisini bir bey, ağa ya da şeyh gibi göre..
Ya kellesi gidecektir ya da kendisi kelle alabilecek konuma yükselebilecektir.
Devlet-Ulusta ise devlet ile birey arasındaki bu ‘aracılık’, bu ‘dolayımlılık’ ortadan kalkar. Birey özgürlüğüne kavuşur. Bireyin devletten başka hesap vereceği kimsesi kalmamıştır ama kendisi de bir başkasından ‘hesap soracak’ konuma kesinlikle yükselemeyecektir. Kuramsal olarak ‘burjuva devlet-ulus’ta evrensel eşitlik, özgürlük ve adalet ilkelerinin uygulanmakta olduğu varsayılır.
(Devamı... | 7029 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.3) Gönderen: editor Tarih: 07.03.2010 Saat: 21:08 (964 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: 411 ... (!) - Gündüz AKGÜL |
 |
|
Son günlerin gündemi oluşturan İktidar partisi ile yargı arasındaki kavga doruk notaya çıkmış bulunmaktadır.
Darbe senaryolarıyla, özel yetkili Cumhuriyet Savcıları ve mahkemelerce yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sonunda çıkan tutuklama kararları, açılan ve kabul edilen iddianameler bu kavganın başlıca nedenlerini oluşturmaktadır.
İktidar kendine yandaş ve etkisizleştirilmiş bir yargı isterken, Yüksek yargı Başkanları, yargının bağımsız olmasını ve iktidarın, anayasamızdaki güçler ayrılığı nedeniyle yargıya  karışmaması gerektiğini ileri sürmektedirler.
Bu kavgada bardağı taşıran son damla, Anayasa değişikliği için yeni bir paket hazırlıkları yapan iktidar, Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun, Anayasa Mahkemesi’nin ve Yargıtay’ın yapısında ( üye sayısı ve seçimi ) değişikliğe gideceğini kamuoyuna açıklaması üzerine Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, basına verdiği demeçte, “Demokratik sisteme yapılacak en büyük kötülük yargı bağımsızlığını geriye götürmek olduğunu, şimdi görüyoruz ki yapılmak istenen düzenlemelerle yürütme, yargıyı daha da kuşatma altına almak istemektedir” dedi.
Başbakan, adet olduğu üzere hiç gecikmeksizin bu demece yanıt verirken,
“ ... Yasama da ve yürütme de yargı tarafından kuşatılmıştır. Eğer yasama organı 411 ile bir karar çıkartıyor da bu 411 yargı tarafından yok sayılıyorsa, bu ülkede yasama ve yürütmenin yargıyı kuşattığını söyleyemezsiniz.” Dedi.
Birbirine tamamen zıt bu iki demeci ele alarak, yurttaşların çoğu tarafından bilinmeyen 411’in ne olduğu açıklamaya çalışacağım.
Artık sağır Sultan da duydu ki Başbakan her platformda “biz halkın çoğunluğunu temsil ediyoruz, istediğimiz yaparız” havasında olup demokrasinin olmazsa olmazlarını hep göz ardı etmektedir. Her iktidar, yaptığı işlerde, çıkardığı yasalarda ve tüm davranışlarında Anayasa’ya ve yasalara göre hareket etmek zorundadır. Çoğunluk bende diye bu kurala uymaması demokrasiyle, hukukun üstünlüğüyle ve özgürlüklerle bağdaşamaz.
Gelelim 411 olayına,
(Devamı... | 7268 byte kaldı | 4 yorum | SEÇİLEN | Puan: 24.9) Gönderen: editor Tarih: 07.03.2010 Saat: 20:48 (961 okuma) |
|
 |
|
 |
document.write(screen.width);";
if ( != 1024 )
{ = 980; }
?>
story_page
 |
SEÇİLEN: Coğrafyayı Temizlemede " WAN " Örneği !.. - Özcan PEHLİVANOĞLU |
 |
|
Gazeteci Behiç Kılıç 05 Mart 2010 günü Yeniçağ Gazetesindeki köşe yazısında bölücü terör örgütü PKK’nın Van ilimizde nasıl bir coğrafya boşaltma işlemi yaptığını ortaya koydu.
Yazıda belirtilen hususlar durumun ne kadar vahim olduğunun bariz bir kanıtıdır . Behiç Kılıç “Türk kökenliler kenti terke zorlanıyor , zaten şu an çoğu da göç etmiş durumda !..
Türk kökenli hele hele kürtçe bilmeyen esnaftan artık alış veriş ettirilmiyor !.. PKK’ya karşı duranlara hayat hakkı tanınmıyor , mülklerine inşaat izni alamıyor , kiraya veremiyorlar . PKK’nın isteği dışında mülkünde hareket sağlayan kiraya veren vs. insanlar saldırıya uğruyorlar … Evlerinde , işyerlerinde Türk bayrağı asamıyorlar . Bayrak asan tehdit ediliyor , polise şikayetin karşılığında “sen de asma kardeşim , tatsızlık çıkmasın” cevabı alınıyor …” diye anlatıyor .
Sanki Yunanistan’da Batı Trakya Türklerine yapılanların bire bir aynısı …
Oysa burası Türk toprağı . Burda böyle yaparlarsa Yunanistan’ da ne yapmazlar .
Bu sözlerin benzerlerini birkaç ay önce Aydınlar Ocağı Şurası için gittiğim Elazığ’daki toplantıya katılan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelen akademisyenlerden dinlemiştim .
Anlaşılan o ki bir coğrafya boşaltma işlemi yapılıyor . Bu konu da PKK tarafından epey mesafe katedilmiş olduğu anlaşılıyor . Bu gibi coğrafya yani şehir , köy , mezra boşaltmaları sadece Van’da değil , bölgede çok yaygın . Başlangıcı da ilk kürt isyanlarına kadar gidiyor . Bunu 30 yıl önce Bitlis’in Ahlat kazasından göç eden bir aileden dinlemiştim .Babaları beş evladına da batıya göç etmelerini vasiyet etmişti .
Coğrafya boşaltma ve bu coğrafya üzerinde kurulu yerleşim birimlerinin yandaşlarca doldurulması işlemi yüzyılın başında Balkanlarda gerçekleşti . Aynı dönemlerde Ermenistan , Türklerin Erivan dahil olmak üzere coğrafyadan temizlenmesi sureti ile kuruldu . Irak Türklerinin tarihi şehirleri Erbil , Süleymaniye , Musul ve nihayetinde Kerkük bu metodla kürtleştirilmeye çalışılıyor .
Mualesef Osmanlı – Türk İmparatorluğu ve günümüze kadar gelen süreçte Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu coğrafyanın Türklerce ve kendini her daim Türk görenlerce boşaltılmasını sadece seyretmiştir . Günümüzde bunun tez | |